keyifli alışveriş. DEKOPAZAR
Tasarım
"Mobilya tasarımı benim için meditasyon"
Sayın Atilla Kuzu, sizi, 1999 yılında Japonya’da düzenlenen, IFDA tasarım yarışmasında tasarladığınız "Taklamakan" adlı oturma ünitenizin, finale kalmasıyla tanıdık. İç mimari alanında da birçok mekana imza attınız; iç mimar olmaya nasıl karar verdiniz?

      Hem iç mimar, hem mimar, hem de endüstri tasarımcısı olmak istiyordum. Hepsinin bileşimi bir meslek hangisi olur diye düşündüm ve neticede iç mimar oldum. Mimarlık idealimdi, mimarlık da hepsini kapsıyor bence, daha doğrusu kapsamalı. Ama öncelikle bir tasarımcının, her konuda bilgisi olmalı. Bunu daha önce Marmara Üniversitesi’nde, "Tasarım Tartışılıyor" başlıklı bir panelde dile getirmiştim. Tabii ilk bakışta bu söylediğim çok iddialı bir şey. İç mimarsanız; teknolojiyi, ahşabı, malzemeyi bilmek zorundasınız. İç mekan, sadece mobilyadan oluşmuyor. Bunun resmi var, heykeli var, tekstili var birçok şeyi bilmek gerekiyor. Aslına bakarsanız, iç mekanda yer alan ünitelerin tasarımı bana çok cazip geldi. Mobilya tasarımı bana çok heyecan veriyor. Bir mekan tasarımında, müşterinin isteklerine bağlı kaldığınızdan, çok özgür olamayabiliyorsunuz. Ama ben mobilya tasarımını meditasyon gibi yapıyorum. Mobilya tasarımı benim için meditasyon niteliği taşıyor, çünkü kendimi daha özgür hissediyorum. İç mimarlık tercihim biraz da bundan kaynaklandı.
     
İç mimari alanında çalışırken, 1999 yılında mobilya tasarımı da yapmaya başladınız, bu geçişi anlatabilir misiniz?

      Farkettim ki, mekanı tasarlarken, mekanı oluşturan öğelerin tasarımı üzerinde çok seçici ve sanki her birinin bir tasarım iddiası varmış, ya da bir tasarım yarışmasına katılıyormuşuz gibi davranıyoruz. Zoom Mimarlık olarak, bizim imza attığımız bütün mekanlardaki her birime bu açıdan yaklaştık. Söz konusu olan ünite, bir mağazanın bankosu ya da kasa bankosu bile olabilir, ama orada da bir iddia getirmeye çalışıyorduk. O sıralarda biz, bu özelliğimizden dolayı mobilya tasarımına ağırlık vermeye başlamıştık ve bir takım şeyler çizip imal ettiriyorduk. Yaptığımız ürünler üzerinden bakalım bizim boyumuz ne kadarmış; bir de uluslararası platformda da görelim dedik. 1999 yılında Japonya Asahikawa’da, düzenlenen "Ahşap Mobilya Tasarım Yarışması"na Taklamakan adlı ürünümüzü gönderdik. Ürünümüz hayli ses getirdi, ilgi gördü ve finale kaldık. Tabii bu sonuç bizim için bir motivasyon oldu, ‘demek ki iyiyiz’ dedik. Çünkü o yarışmaya Avrupa’nın, bu sektörün önde gelen ülkelerinden tasarımcıları katılıyor, üç yılda bir düzenleniyor ve jüride de çok iyi seçiciler vardı. Yarışmaya katılan ürünler, hakikaten kritik etme değerleri çok yüksek olan insanların seçtiği ürünlerdi. Uluslararası anlamda da başarılı olduğumuzu görünce, bu konuya daha fazla zaman ayıralım dedik. Ardından, mobilya tasarımı ağırlıklı olarak çalışmaya başladık. Ama ofisimiz daha çok iç mimari projelerimizle yürüyor. Aslında mimari ve iç mimari proje ağırlıklı bir kurumuz. Belirttiğim gibi iç mekan tasarımında çok özgür değiliz. Birtakım kaygılar, müşterinin istekleri, mekan sınırları vb. şeylerle limitliyiz. Fakat bu mobilya tasarımında öyle değil; istediğiniz her şeyi -tabii yine olanaklar dahilinde- endüstrinin imkan verdiği ölçüde yapmaya çalışıyoruz. Mobilya tasarımı bizim için daha rahatlatıcı bir uğraşı oldu, şu anda mobilya tasarımına kanalize olduk. Atilla Kuzu denilince, benim tasarımcı kimliğim fazlaca öne çıktı. Yine, mobilya tasarımı konusunda farklı yaklaşımlarımız olması söz konusu, bir Atölye Derin örneği farklı bir örnek mesela. Biz de, tasarımlarımızla bir takım showroom’larda yer almak isteriz tabii. Sadece firmalara tasarım yapan bir kurum değil, kendi yapmış olduğu tasarımları bu pazarda sergileyen firma olmak istiyoruz.
     
Endüstri ile tasarım arasındaki ilişkiyi nasıl değerlendiriyorsunuz, ya da Türkiye endüstrisi tasarım için bir çıkış sağlayabilecek mi?

      Tasarımı destekleyen bir endüstri şu anda yok, ama yavaş yavaş oluyor. Yavaş yavaş diyorum, çünkü biz tasarım dünyasında öne çıkan isim bağlamında sayıca azız. Bence, gerek mimaride, gerek iç mimaride, gerekse de endüstriyel tasarımda olsun, bir anda ivme kazanacağımızı ve çok hızlı yol alacağımızı düşünüyorum. Türkiye’deki birtakım olguların gelişimi Avrupa’daki gibi olmuyor. Belki de biz, aradaki bazı mesafeleri daha çabuk kat edip kapatıyoruz, benim genelde böyle bir izlenimim var. Şimdilik Türkiye’de, tasarımı destekleyen bir endüstri yok. Mesela, yurt dışındaki fuarları gezdiğimizde ‘Bu neymiş?’ diye sorduğumuz malzemelere rastlıyoruz. Yurt dışındaki tasarım çalışmalarında özellikle plastik, fiber, karbon fiber, polipropilen ve poliüretan gibi malzemeler, tasarımda çok yoğun kullanılan malzemeler haline gelmiş durumda. Bizde ise, en iyi işlenen yine ahşap ve en fazla da metal. Alüminyum teknolojisi de çok fazla yaygın değil. Doğru düzgün üretilmiş bir alüminyum sandalye yok örneğin. Biraz önce dediğim gibi, şimdilik endüstriyel bir destek yok ama olacak.
     
Türkiye’de, endüstriyel tasarımın geleceğini nasıl görüyorsunuz?

      Tasarımın geleceğini iyi görüyorum, çünkü iyi isimler çıktı. Her gelen jenerasyon, bir önceki kuşağı geçiyor, yine öyle olacak. İşte en son Milano Fuarı’ndaki İTÜ Endüstri Tasarım Bölümü öğrencilerinin yaptıkları işler, gayet iyiydi ama yeterli değil tabii. Bu konuda, çok daha fazla girişim yapabilecek tasarımcıya ihtiyaç var.
     
Dekorasyonda sorunlardan mı, çözümlerden mi yola çıkıyorsunuz?

      Bugüne kadar olagelmiş örneklerden farklı, değişik bir şeyler yapmak; hep neden sorusuyla başlıyor. Bugüne kadar alışılmış, bu iyidir koşullanmasıyla ortaya çıkarılmış ürünlere; hep nedenler ve niçinler ile yaklaşmak, bana hep heyecan verici gelir. Şartları zorlamayı seviyoruz, estetik adına kimi zaman fonksiyonu göz ardı etmek bağlamında söylemiyorum tabii. Konfor şartları da bence çok görece şeyler. Estetik adına, çoğu zaman görsel imaj için, konfor şartlarını zorlayabiliyoruz. Örneğin, Taklamakan’ı ele aldığımızda kimisi oturur rahatsız olabilir, kimisi de: "Yok yahu hiç de görüldüğü gibi değil, bayağı da rahatmış." diyenler de çıkabilir. Konfor anlayışı kişiye göre değişebiliyor. Çok yorulduğumuz vakit, ufacık bir tabure bulup üzerine oturduğumuzda bile dinlenebiliriz. Mesela, insanın en önemli hareketlerinden biri de yürümektir. Kadın için de aynıdır, erkek için de aynıdı.Bu örnekte, kadınlar güzelliğe önem verdiklerinden dolayı, yüksek topuklu ayakkabı giyerler. Topuklu ayakkabı, hiç de rahat bir şey değildir ama onunla yürürler. Dolayısıyla, konfor her şey olsaydı kadınlar yüksek topuklu ayakkabı giymezdi. Tasarımda estetik adına kaba olup da, daha kolay çözümlere kaçmaktansa, biz biraz daha şartları zorlayıp, hem iç mimari işlerimizde hem de tasarım işlerimizde, işi estetik yönde çözmeye gayret ediyoruz.
     
Projelerinizden bahsedebilir misiniz?

      Biz, daha çok evden ziyade mağaza, ofis, banka gibi genel mekanların, iç mimari tasarımları üzerine çalıştık. İlk işlerimizden birisi Carousel alışveriş merkezinin iç mimari projesiydi. Sonrasında, Yenikaramürsel mağazalarının imaj değişikliğini gerçekleştirdik. Mağaza kulvarından gittiğimiz için hep mağazalar geldi. Derimod, Yargıcı, İnci Mağazaları, Aktar Mağazaları, Zara’lar ile devam ettik. En son Nike Mağazalarının 22 şubesini yaptık. Onun dışında geçen yıl, yaz sonu bitirdiğimiz Nişantaşı’da bir Çin restoranı var. Şimdilerde otel işlerine gireceğiz. Bu arada, yaptığımız en önemli işlerimizden bir tanesi de Lütfi Kırdar Kongre Salonu’dur. Yine Antalya’da, yaptığımız bir ev hem mimarisiyle hem de iç mekanı ile o yıl (2000) Ağa Han Mimarlık Ödülü’ne aday gösterildi. Mimarisiyle birlikte, bizimle aynı frekansı, aynı heyecanı paylaşacak müşteri olursa ev işini de yapıyoruz.
     
Türkiye’de İstikbal, Bellona, Yataş, Kelebek, Çilek, Poli, İpek gibi mobilya ve oturma grupları üreten, kendi dalında endüstrileşmiş birçok firma var ve bu firmaların da geniş kitlelere seslendiği bir gerçek. Bununla birlikte, ülkemizdeki tüketici kitlesi estetik bir eşiğe ve kültüre sahip. Bu iki öğe göz önüne alındığında, yukarıda isimlerini saydığımız firmalar, siz tasarımcılarla birlikte çalışma yapıyorlar mı?

      Aslında, bu konuyla ilgili bir takım yaklaşımları söz konusu.Bu firmalar kendi bünyelerinde iç mimar da çalıştırıyorlar. Ama belli üretim kalıplarıyla, tasarımcı arkadaşları sınırlandırmışlar. Üretici firmalar, belli bir standarda hitap ediyorlar. Çok değişik yaklaşımlar göremiyoruz ama böyle firmalara da ihtiyaç var. Bizlerle çalışma konusuna gelince, aslında ben birkaç firmadan teklif aldım bu konuda. Snırlar söz konusu olunca, o iş size pek cazip gelmiyor. Sınırlar içinde kalmak istemiyorsunuz. Nevresim üretimiyle başlayıp, mobilyaya yönelen bir firma var. Çok değişik nevresim desenleriyle başladılar, modern çizgide yatak örtüleri üretince çok talep gördüler. O yatak örtüsünü göstermek için, o modern çizgiyi kaldırabilecek, arka fonu cam, ayakları alüminyum olan bir yatak yaptılar. Ve bu yatak talep görmeye başlayınca, firma yetkilileri ‘Yahu biz bu yataklardan yapıp satalım.’ demeye başladılar. Ardından da yatağın tasarımı için, benimle bir görüşme yaptılar. Fakat, o noktada da ‘Bütçemiz şu olmalı, şu limitin üzerine çıkamayız.’ demeleri üzerine, ben işten biraz soğur gibi oldum. Onlar da zaten projeyi yürürlüğe koymadılar ve öylece kaldı. Son sorunuzdaki, kitlenin estetik eşik ve kültür öğesi üzerinden yaptığınız vurgunuz çok doğru. Mesela, şu yaklaşım bence çok yanlış. Bir zamanlar, renkli televizyon Türkiye’de yokken, bir büyüğümüz: ‘Türkiye için renkli televizyon lükstür.’ demişti, buna çok üzülmüştüm. Renkli televizyonlar, daha çıktığı andan itibaren gecekondu evlerinde bile baş köşeyi hemen almıştı. Dolayısıyla, çoğunluğun istekleri gibi gözüken şeyleri yapmak değil, o estetik çıtayı daha yukarı çıkarmak zorundayız, bizim misyonumuz bütün çabamız bu zaten, böyle de olmalı. Limiti nereye çekiyorsanız, insanlar da oraya geliyor. Az önce saydığınız, çoğunluğa hitap eden kurumlar, tasarımcılara gelir, böyle böyle şeyler istiyoruz, siz çizin biz üretim olanaklarına bakarız, gerekirse şu makineleri alırız gibi bir yaklaşımları olursa o zaman tasarım, homojen bir toplum yapısına ve daha çok insana ulaşacak. Zaten, ulaştığı vakit Türkiye’nin, gelişimine de çok büyük katkısı olacak.
     
Kaynak: DekorOnline.net
Google
Google



Reklam vermek için...